Untitled

Bir Indie (Bağımsız) Geliştirici Olarak Yatırımcı Sunumunda Yatırımcıya Söyleyemediklerim

Anahtar Kelimeler : Process -best practices, CNF Domain Model, Wicked Problems, Lean startup – MVP, Cohort, A/B Testing

Bizler bağımsız geliştiricileriz. En hafifinden bile olsa, dünyayı bir köşeciğinden değiştirmek gibi basit bir düşünce var aklımızda :)
Oyunları gerçek hayatın banalliğinden, vasatlıklarından, saçmalıklarından, yalanlarından, bir anlığına dahi olsa sıyrılabilmenin bir aracı olarak müthiş seviyoruz. Bütün aklı başında indie’ ler gibi hayallerimiz ve motivasyonumuzun yanında, “nasıl yapsak” üzerine büyük arayışlarımız var.

Çünkü iliklerimize kadar en iyi bildiğimiz şey, oyun dünyasında paradigmaların değiştiği, taşların oynadığı, hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmadığı.

Az önce, çıktığım yatırımcı sunumundan sonra birden bu düşünceler üşüştü kafama.

Sorduğunuz sorulara vereceğim cevaplar, yeni dünyaya ait hiç bir anlam vermez size demek istiyorum :)
Çünkü o soruları sorarken kullandığınız varsayımlar uzun süredir geçerli değil. Geçerliymiş gibi yapmanın da aslında kimseye bir faydası yok.

Düşüncenin akışı şöyle :
Ekipte, EA öncesi veya AAA oyun geliştirmiş güvenilirlik sağlayacak bir RockStar varsa iyi, yoksa kötü.
Daha önce ciddi başarı hikayelerin varsa iyi, yoksa kötü.
Rakamlar iyi, özellikle de milyonlarla ifade ediliyorsa çok iyi ama nasıl yaptığının bir alakası yok. Daha önce yatırım aldıysan iyi, birileri sende değer görmüş. O yatırımın hangi paradigmalarla, hangi durumda yapıldığı alakasız…

Bu bir tiyatro demek istiyorum, tam da Erich Rise‘ in dediği gibi “Başarı Tiyatrosu”…

Bu makale biraz neden böyle düşündüğüme dair, somut bir şeyler ortaya koyabilme çabasıdır diyebilirim. Bunu yapabilmek için bir miktar teoriden faydalanacağım.

Önce oyun geliştirdiğimiz, dağıttığımız, sattığımız, ortaklar oluşturduğumuz iş mecrasını tanımamız, o mecranın sahip olduğu paradigmaları doğru anlamamız gerektiğini düşünüyorum.

Aslında tüm başarı veya başarısızlık kriterlerini, bütün algılamamızı, problem tanımları ve çözüm önerilerimizi bu mecranın karakteristiği belirliyor.

Kafa karışıklığımızın bir nedeni o alana ait olmayan paradigmalarla olan biteni anlamaya çalışmak ve bunun üzerinden aksiyon almak gibi geliyor.

Bu anlama çabasının bir ayağı bu mecrayı aslında bir sistem olarak tanımlamak, ona bir sistem olarak bütünsel bakmaya çalışmak, tek tek parçaların bilgisinden çok daha önemli olduğunu düşünüyorum.

Sistemler üzerine özellikle Complexity Theory, Complex Adaptive Systems üzerinden bakan onlarca çalışma var.

Burada bana en pratik gelen Cynefin modelini kullanarak, yukarıdaki soruların arka planındaki varsayımları ve asıl bu soruların neden alakasız olduğunu anlatmaya çalışacağım.

Önce biraz teori :

Cynefin Framework… Sistemin Karmaşıklığı. 4 tip sistem biçimi tanımlıyor…

“Cynefin, dünyanın sistemlerini 4 paradigma içinde değerlendiriyor, aşağıdaki diyagramda görülebileceği üzere, 4 parçaya ayrılmış şekilde. Bu paradigmaları Basit, Karmaşık, Kompleks veya Kaotik olarak ayırabiliriz. Her bir paradigma kendi karakterine sahip ve sistemler bir paradigmadan diğerine geçebilirler. ”

1. Tip Sistemler Durağan:

Basit bir Sistemde, X ve Y arasındaki ilişki direk, lineer ve anlaşılması kolaydır. Ne zaman X yapsam, Y’ yi elde edeceğimdir ve neden bu durum bu şekilde gerçekleşmekte, anlaması çok kolay. El pompası Basit Sistem için iyi bir örnektir. El pompasını yukarı aşağı hareket ettirdiğimde pompanın içerisinde hidrolik basınç yaratırım ve su da böylece pompadan çıkmış olur.

2. Tip Sistemler:

Karmaşık bir Sistemde, X ve Y arasındaki ilişki çalışabilinir, ama bu süreçte birden fazla basamak olabilir. . Ne zaman X yapsam, Y’ yi elde edeceğimdir, ama bu süreçte doğru bir sonuç elde etmek için bir sürü işlem de gerçekleştirilmek için beklemektedir. Bir Airbus A380 Karmaşık sistemler için iyi bir örnek olacaktır.

3. Tip Sistemler:

Kompleks bir sistemde X ve Y arasında bir ilişki mevcuttur ama bu ilişki geri dönüş döngüleri ve belirsizliğin ölçümü ile karakterize edilir. Y’ den X’ e nasıl gittiğim çoğu zaman anlaşılabilir değildir, burada Y’ ye ulaşmak derken aslında X’ i etkilemekten bahsediyorum. Mesela bu kompleks sistem bir sinek kuşu olabilir. Çetrefilli, hassas kimyasal ve biyolojik bir süreçtir sinek kuşunun hayatta kalması ve uçabilmesi. Statizi devam ettirebilmek için ısı, nektar halindeki enerji, kan dolaşımını beslemek için oksijen ve hatta “duygusal” (ya da belki ‘evrimsel’) olarak tanımlanabilecek eş gibi temel ihtiyaçları da kapsayan her türlü girdiye gereksinim duyar. Bu çeşitli girdilerin reaksiyon şekli sinek kuşunun ne şekilde işlediğini belirler, ve bağlantılar algılanabilir iken yüksek ölçüde birbiri ile bağıntılıdır ve sürekli değişen hedeflerin narin balesinde birbirini etkiler. X’ i yaparsam Y’ yi elde ederim ve bu bilmeyerek X üzerinde bir etkiye sahip olur ve bu da Y’ yi etkilerken bu durum bu şekilde gider.

4. Tip Sistemler :

Kaotik Sistemlerde, X ve Y arasındaki bir ilişki varsa, bunu tanımlamak baya zor olacaktır. X’ i yaptığım zaman Y’ yi elde edeceğimin bir garantisi yoktur ve Y’ yi başarabileceğim de emin olamam ve hatta Y’ yi başarsam bile bunun X’ I yapmamla bir ilgisi yoktur. Yanan bir ev bu duruma çok güzel bir örnektir. Bu örnekte hızlıca ve karmaşık bir sırada olup biten bir sürü süreç vardır ve durum süratli ve tahmin edilemeyen bir şekilde işler, süreç anında bile, veya geriye dönüp baktığınızda…

Bu sistemlerin her birinin karakteristiği, dünyayı anlama, yorumlama ve müdahale etme biçimi farklı. Bkz. Şekil…

Bu durum, basit sistemler için, sistemi öğrenme, kategorize etme ve tepki verme olurken, karışık sistemler için önce öğrenmek sonra işin uzmanını bulmak, o “uzmanın” problemi analiz etmesi daha sonrada uygun tepkiyi belirlemesi ve bunu bir plan çerçevesinde icra etmesi şeklinde çalışıyor.

İçinde bulunduğumuz alanın en azından bir parçasının (sosyal, mobil, belki bir miktar online) aşağıda açıkladığım nedenlerden ötürü 3. tipte olduğunu düşünüyorum. Buranın en önemli özelliği kimsenin gerçek anlamda sistem hakkında çok fazla şey biliyor olmaması. Yani öyle bir derdimizi anlayıp kategorilendirerek çözecek bir “uzman” falan aslında yok  Varmış gibi düşünerek organizasyonda bu “uzmanın” varlığını aradığınızda sadece kendinizi psikolojik olarak rahatlatıyorsunuz.

Buradaki temel dünyayı anlama ve müdahalede bulunma paradigması, “sondaj yapma, öğrenme ve bu öğrendiğin üzerinden yeni bir aksiyon planı ile tepki verme”, olarak özetleniyor.

Yani, kafa karışıklığımızın önemli bir boyutunun, içinde bulunduğumuz iş topolojisini basit veya karışık sistem olarak görüp ona göre tepki vermeye çalışmaktan kaynakladığını düşünüyorum.

Sosyal ve mobil oyunların neden Complex Space de bulunduğunu düşündüğüme gelince :

Birinci ve en önemli gerekçem, çok kısa zamanda bu alana kendini “oyuncu” olarak bile ifade etmeyen yüz milyonlarca yeni insanın katılmış olması. Bu kadar buyuk bir kitlenin pazara “oyuncu” olarak girmiş olması. oyuncuları ve tercihlerini anlamak üzere daha once kullandığımız günlük vs. sıkı veya öldürücü, sosyalleştirici, arşivci, keşifçi gibi tüm kategorilendirmelerin (hatta çeşitler) geçerliğini kaybettiriyor.

Dolayısıyla tercihlerini, zevklerini, isteklerini, bilmediğimiz çok büyük miktarlarda yeni “oyuncuya” sahibiz.
Bu insanların daha önceden kimse tarafından keşfedilmemiş belki yüzlerce değişik tercihi var. Bizim bu kitleyi sınıflandırırken kullandığımız “uzmanlık” bilgisi burada maalesef irrelevant.

İkinci gerekçem, yeni platformlar, oyuncuların her birinin bir network içerisinde, birbirlerini etkileme yani birbirlerine geri bildirim verebilme ihtimalini daha önce hiç olmadığı kadar arttırıyor. Sektörde “virallik” olarak adlandırılan olgunun arka planı bu.
Bu durum sistem içerisinde inanılmaz sayıda ve zenginlikle mikro geri bildirim döngüleri yaratmış durumda. Arkadaşlarımın ne oynadığı, nasıl oynadığı anında benim duvarıma bilgi olarak düşüyor.
Kompleks Sistem’ lerin en önemli alametlerinden birisi bu geri bildirim döngülerinin varlığıdır.

Bu döngülerden pozitif geri bildirim döngüsü olarak çalışanlar sistem içerisinde dolaşan bilgiyi çok kısa zamanda güçlendirebiliyor. Platform sahiplerinin bu noktada aldıkları kararlar (örneğin Facebook ‘un aldığı oyun geri bildirimlerini sadece o oyunu oynayanlar görebilir vs.) çok önemli hale geliyor.

Üçüncü gerekçem, özellikle Facebook ve mobil platformlar için oyuncu ile geliştirici arasında oyuncu davranışlarına yönelik analitik kavrayışı çok hızlı derinleştirebilecek başka güçlü geri bildirim döngüleri kurulmuş olması.

Artık anlık olarak oyunun neresi, nasıl, niçin oynanıyor veya oynanmıyor görebiliyor ve buna uygun aksiyon verebiliyoruz. Bu durum, “öğrenme” ve öğrendiğini kullanabilme hızına bağlı olarak müthiş bir alıştırma imkanı veriyor.

Dolayısıyla ikinci maddede bahsettiğim sistem içerisinde cereyan eden olaylara uygun olarak, geliştiricilerin çok kısa sürelerde adapte olabilme imkanları yaratılmış durumda.

Bunlar içinde bulunduğumuz alanda, bundan 3-4 yıl önce olmayan şeyler.

Kısaca, özellikle mobil ve sosyal platformlarda geliştirilen oyunlar için, “Best Practice” leri takip ederek, büyük bir firmadan x yöneticiyi transfer ederek yani işin uzmanını bulmaya çalışarak veya her daim doğru kabul edilecek “başarı kriterlerini” sıralayarak çok anlamlı noktalara gidemeyeceğimizi, anlamlı yatırımlar yapamayacağımızı söylemek istiyorum.

İşin tuhafı aslında şu anda, bu sondajları yaparken kullanabileceğimiz yaklaşımlar da mevcut.

Cynefin modelinde 3. Tip sistemler için kullanabileceğimiz en iyi çatı, Lean Startup yaklaşımı. Bu yöntemi, tüm bir oyunu değil de, daha geliştirme sırasında oyunu belli bir sistematiğe göre parçalayarak bir veya birden fazla MVP (Minimum Viable Product) çıkarmak ve bunları A/B testing, Cohort Analysis gibi yöntemlerle test ederek geliştirmek olarak özetleyebiliriz.

Dikkatli bakıldığında Lean startup da tarif edilen “build, measure, learn”, döngüsü ile 3 tipteki Kompleks Sistem’ ler için tarif edilen “incele, öğren, karşılık ver” döngüsünün yakınlığı hemen görülür durumda.
Bu da başka bir hikaye, başka bir makalenin konusu olsun.
y1

Bir Indie (Bağımsız) Geliştirici Olarak Yatırımcı Sunumunda Yatırımcıya Söyleyemediklerim” Hakkındaki Görüşler

  1. Pingback: DOGED Geliştirici Blogu Yayında!Dijital Oyun Geliştiricileri Derneği

Bir Cevap Yazın