Oyun Geliştirmeyi Kariyer Hedefi Olarak Seçenlere Küçük Tüyolar

Merhaba,

Oyun oynamayı çocukluğundan beri seviyorsun, bu güne kadar yüzlerce farklı oyun oynadın ve oynamaya devam ediyorsun. Oyun oynamak ve oyunlar üzerinde ufak tefek değişiklikler yapmak senin için bir hobi veya bir yaşam biçimi. Bugünlerde lise veya üniversiteyi yeni bitirdin ve iş hayatına atılacaksın. Belki de iş hayatına atılalı uzun zaman oldu ve yaptığın işten sıkıldın. Sevdiğin bir şeyler üzerine çalışmak, çalışırken yaratıcılığını kullanmak istiyorsun. Aklına oyun sektörü de geliyor, ama yanıtlanması gereken soruların mı var?

– Kariyer hedefi olarak oyun sektörünü seçerek büyük risk mi alıyorum?
– Programcı mı olayım, görsel sanatçı mı, yoksa tasarımcı mı?
– İngilizce bilmem şart mı?
– Nereden başlamalı, ne yapmalı?
– Kime başvurmalı, nasıl bir CV hazırlamalı?
– Sonuç: Neden oyun geliştiriciyiz?

Bu tip sorular ile daha önce pek çok kez karşılaştım ve eminim oyun geliştiren herkes, bu işin başında kendine bu soruları sormuştur. Dahası, profesyonel oyun geliştiricilerine bu tip sorular sıkça sorulmaktadır. Her insanın hayatı bir diğerinden farklı olduğundan bu sorulara net ve %100 etkili bir cevap vermek imkansız. Ancak yönlendirici cevaplar vermek mümkün. Bu sebeple yazının devamında vereceğim ipuçlarını kendi hayatınız ile birleştirerek değerlendirirseniz sizin için çok daha verimli olur.

Acaba kariyer hedefi olarak oyun sektörünü seçerek büyük risk mi alıyorum, iş bulabilecek miyim?
Oyun sektörü dünyada da Türkiye’de de her geçen gün büyüyor. 10-15 yıl öncesine göre iş anlamında inanılmaz bir büyüme söz konusu. Dünyanın her yerinde irili ufaklı binlerce firma var. Türkiye’de 2000’li yıllara kadar oyun stüdyosu neredeyse yok denecek kadar azken bugün bu rakam 50’ye yaklaşmaya başladı. Oyun firması sayısındaki artış öyle bir noktaya vardı ki firmalar kendi aralarında birleşip dernek kurdular. Gerek PC gerekse mobil platformlarda dünya çapında başarı göstermiş Türkiye üretimi oyunlar var. Bütün bunlar dikkate alındığında kariyer hedefi olarak oyun sektörünü seçmek bir risk değil, tam tersine doğru bir öngörü olabilir.
1

Programcı mı olayım, görsel sanatçı mı, tasarımcı mı veya hepsini mi olayım?
Eğer kafanızda bu soru varsa, öncelikle kendinize şunu sorun:
“Ben ne yapmayı seviyorum, neye daha yatkınım?”
         Programcı: Kafanız analitik düşünceye, problem çözmeye daha yatkınsa, bir şeyleri araştırmayı ve öğrenmeyi seviyorsanız, matematik ile aranız iyiyse, mühendis kafasına sahipseniz ve hatta herhangi bir mühendislik fakültesinden mezunsanız, oyun programcılığı size göre bir iştir. Hayatınızın her gününü ilginç problemleri çözerek, algoritmalar öğrenerek veya geliştirerek, “bunu daha hızlı nasıl çalıştırabilirim” diyerek geçirirsiniz. Yazdıkları her zaman anlaşılamasa da John Carmack’ı twitterdan takip etmeye başlarsınız :)
        Görsel sanatçı: Çocukluğunuzdan beri bir şeyler çiziyor, karalıyorsanız, güzel sanatlar fakültesi mezunuysanız veya bunların hiçbirisi olmayıp Photoshop veya bir 3D programı öğrenmeye kıyısından köşesinden başladıysanız, kısacası görsel bir şeyler üretmeyi seviyorsanız, bu iş size göre demektir. Oyunun görünen yüzü size emanettir. Çevrenizdeki insanlara yaptığınız işi anlatmak kolaydır, “Şu binayı ben modelledim” veya “Bu şekerleri ben çizdim” deme lüksü oyun sektöründeki herkese nasip olmaz, bu konuda en şanssızlar programcılardır. Ne yazık ki kimseye ne yaptıklarını tam olarak anlatamıyorlar :)
        Tasarımcı: Tasarımcı olmak için, araştırmacı olmanız ve az çok mühendis kafasına sahip olmanız gerekir. Bunun yanı sıra bir çok oyunu oynamış ve analitik gözle oyunları incelemiş olmak gerekir. Şunu asla unutmayın “Oyun tasarımı fikir bulmak değildir.” İyi oyun fikirlerinizin olması sizi oyun tasarımcısı yapmaz, oyun oynayan herkesin az çok kendine göre güzel oyun fikirleri vardır. Oyun tasarımcısı oyunun bütün mekaniklerini tasarlar, dengeleri kurar, kendi bulduğu veya ekip arkadaşlarının bulduğu fikirleri geliştirip esas oyuna entegre olması için gerekli tasarımı yapar. İşi çoğunlukla rakamlarla, formüllerle, tablolarla ve dokümanlarladır. Oyun tasarımcısının görevi ile ilgili yazabileceğim daha pek çok şey var. Ancak sanıyorum bu bilgiler kafanızda oyun tasarımı işinin az çok ne olduğuna dair bir fikir oluşturmuştur. Eğer daha detaylı bilgi edinmek istiyorsanız, Amazon’da “game design” başlığı altında onlarca kitap bulabilirsiniz.
         Bölüm tasarımcısı: Bölüm tasarımı da oyun tasarımı gibi farklı bir iştir. Bölüm tasarımı, oyun türlerine göre büyük farklılık gösteriyor gibi görünse de aslında özünde bütün oyun tarzlarında oyuncuyu sıkmayan, dengeli, amaca yönelik bölümler tasarlamak, gerekli zorluk ayarlarını yapmak bu kişinin görevidir. Zaman zaman ve hatta çoğu zaman aynı kişiler yapıyor olsa da bölüm tasarımı ile “environment design” ayrı şeylerdir. Bir bölümün dengelerini kurmak, olaylarını tasarlamak, süresini ayarlamak gibi şeyleri tasarlamak ile bölümü modellemek, dokusunu kaplamak, efektlerini ayarlamak gibi görsel işler aslında birbirinden tamamen ayrıdır. Kısacası 3DS Max’de çok güzel binalar modelleyebiliyor olmanız, çok eğlenceli bölümler tasarlayabileceğiniz anlamına gelmiyor. Eğer bölüm tasarımı üzerine kariyer yapmayı planlıyorsanız, FPS veya RPG tarzının dışındaki oyunlara bölüm yapacağınız fikrine kendinizi alıştırmanızı tavsiye ederim. Mesela “bir 2D platform veya Tower Defence oyununa veya bir match3 oyununa nasıl bölümler yaparım” gibi derin düşüncelere dalmanızda fayda var.

İngilizce bilmem şart mı?
Programcılar için kesinlikle gerekli. Kariyer hedefi olarak oyun programcılığını seçtiyseniz İngilizce %100 gerekli. Programcılığın %50’si kod yazmak ise geriye kalan %50’si de ar-ge yapmaktır. Ar-ge için internetten bilgi toplamanız, dokümanlar okumanız ve hatta forumlarda birilerine bir şeyler sormanız gerekir. Bunun dışında eğer bir programlama dilini öğrenecekseniz veya “Unity” gibi bir oyun motorunu kullanacaksanız bunlar ile ilgili tüm dokümantasyon, forumlar, eğitici videolar’ ın (tutorial) neredeyse tamamı İngilizce olarak hazırlanmıştır. Bu sebeple programcı adaylarının okuduklarını rahatça anlayabilecek kadar İngilizce bilmeleri çok önemli. Eğer idare eder seviyede İngilizce bilginiz varsa, teknik dokümanları okurken çok güçlük yaşamıyorsanız sorun olmayabilir. Ancak İngilizce bilginiz çok düşük seviyedeyse bir kursa gitmeniz veya ders almanız gerekebilir. Şunu unutmayın; programlama işinde İngilizce yoksa, başarı da yok!

Görsel sanatçılar yani artistler için durum biraz daha farklı. Bu alanda kariyer yapacakların İngilizce bilgilerinin bu derece iyi olması gerekmiyor, ancak herkesin bildiği üzere Photoshop,Flash, Maya, 3DS Max, Z-Brush ve Unity gibi araçların yardım dokümantasyonları, eğitici videoları ve forumları İngilizce hazırlanmıştır. Bu sebeple orta veya iyi seviye ingilizce kendinizi geliştirmeniz açısından çok önemli, fakat çok iyi İngilizce bilmiyor olmanız kariyer hedefi olarak oyun geliştirmeyi seçmenize engel değil.

Oyun tasarımcılarının yaptıkları işi tam olarak öğrenmeleri, neyi, neden ve nasıl yapacaklarını tam olarak öğrenmeleri için oyun tasarımı kitaplarını okumaları gerekiyor. Bu kitaplar da İngilizce olduğundan okuduğunuzu anlayacak kadar ingilizce bilmeniz şart. Eğer bir takım temel bilgileri edinmezseniz tasarımcı olarak her zaman el yordamıyla yolunuzu bulursunuz, yani “deneme-yanılma” yoluyla. Bu durumda işiniz şansa kalmış olabilir. Oyun tasarımı başlı başına bir kitap konusudur ve oyunun başarılı mı yoksa başarısız mı olacağını çok derinden etkiler.

Her ne kadar oyun tasarımcıları kadar olmasa da, bölüm tasarımcılarının da “ne yaptıklarını bilmeleri” önemlidir. Bu sebeple bölüm tasarcısı adaylarının, ilgili kitapları veya internetteki makaleleri okuyup anlayabilecek seviyede İngilizce bilmeleri gerekir.

2

Nereden başlamalı, ne yapmalı, ne yapmamalı?
İlk adım her zaman en zorudur. İlk adımı attıktan sonra, her alan için farklı zorluklar ve tehlikeler sizi bekliyor olacak ama önce ilk adımı atmalısınız.
Daldan dala atlamayın: Uzmanlaşmak zor iştir. Hele hele daldan dala atlamayı seviyorsanız uzmanlaşmak yorucu ve bezdirici bir süreç olabilir. Bu sebeple ne yaparsanız yapın, aynı anda bir sürü konuda uzmanlaşmaya çalışmayın. Bu “aynı anda bir sürü şeyi bilme” isteği oyun sektörüne girmiş-girecek olan herkes için bir sorundur. Bazen şahit oluyorum, programlama yapan birisi aynı anda Photoshop öğrenip çizim yapmaya çalışıyor, bunun yanında kendisini oyun tasarımcısı olarak da geliştirmeye çalışıyor. Bu tuzağa düşerseniz, bu konulardan herhangi birinde kendinizi yeterli seviyeye yükseltmeniz -hiçbirine yeterli zamanı ayıramayacağınız için- çok uzun sürer. Kendinize belirli bir alan seçin ve bu alanda ilerleyin.
İlk öğrenme sancılı bir süreçtir, moralinizi bozmayın: Bir müzik aletini çalmayı, yeni bir yabancı dili veya programlama dilini, resim çizmeyi veya bir 3D programı kullanmayı öğrenirken hepsinde yaşanan ortak bir eşik noktası vardır. Bu noktaya gelene kadar sanki hiç ilerlemiyormuşsunuz gibi olur. Çok çalışıyor çabalıyor fakat bir türlü kendinizi öğrenmiş ve gelişmeye başlamış gibi hissedemezsiniz. Moraliniz bozulur, “acaba bu iş bana göre değil mi“ diye düşünmeye bile başlarsınız. Korkmayın ve yılmayın, normal olan herkes benzer bir süreçten geçiyor. Sonra bir gün bir de bakıyorsunuz işi kapıvermişsiniz. Unutmayın Roma bir günde inşa edilmedi. Öğrenmek için kendinize zaman tanıyın. Tabi bunu tembellik etmek için kendinize bahane olarak da kullanmayın :)
Stajer veya “junior” olarak bir yerlere başvurmaktan çekinmeyin: Diyelim ki yeni başlayan bir programcısınız, bir programlama dilini az çok biliyorsunuz veya resim çizme konusunda iyisiniz, az çok Photoshop biliyorsunuz veya daha önce birkaç oyuna mod yaptınız ve bölüm tasarlıyorsunuz. Peki evde veya hobi olarak bu iş nereye kadar yürüyecek. Bu işi gerçekten meslek edinmek istiyorsanız ya kendi ekibinizi ve şirketinizi kurup oyunlar yapacaksınız(bunun sakıncalarını bir sonraki başlık altında göreceksiniz) veya halihazırda oyun yapan şirketlerden birine dahil olup işi yaparken öğreneceksiniz.
Yeterli tecrübeniz olmadan şirket kurmayın: “Benim kendi oyun fikirlerim var, başkasının yanında çalışacağıma kendi işimi kurarım, kendi kendimin patronu olurum” diye düşünyor olabilirsiniz. Türkiye’de yaşayan insanların çoğu da böyle düşünüyor ve yanılıyorlar. Türkiye’de eline üç beş kuruş para geçen veya tarlasını satan herkes kendine büyük ya da küçük bir işyeri açar. Sonra bu açılan şirketlerin büyük bölümü iflas eder kapanır veya var olma mücadeleri içinde eriyip giderler. Peki neden? Cevap basit: Tecrübesizlik. Eğer daha önce bir oyun şirketinde çalışmadan şirket açarsanız gereken bütün tecrübeyi deneme-yanılma yoluyla elde edersiniz. Bu hatalarla dolu süreç olacaktır. Alınan yanlış kararlar, ekip içi tartışmalara yol açar, proje veya projeler zamanında tamamlanamaz, ekibin morali düşer ve hatta ekipten kopmalar olur. Daha iyi teklifler alanlar haklı olarak kaçarlar, projeler sonlandırılır veya başarısız olur. Bütün bu şirket kurma sürecinde tek başetmeniz gereken şey ekip sorunları da değil elbette. Bütün bu sorunların üzerine muhasebe, vergi, kanun, maaş gibi hiç bilmediğiniz ve uğraşmak istemediğiniz bir sürü iş de sizi bekliyor olacak. Bunun tersi durumlar da olmuyor değil tabi ancak bu örnekler sizi yanıltmasın, insanlar her zaman iyi örnekleri görmeyi kötüleri ise gözardı etmeyi yeğlerler. Bu tip girişimlerin çoğu hüsranla sonuçlanıyor. Bu başarısızlıkları duymuyoruz çünkü başarısızlık hikayeleri pek prim yapmıyor, dolayıslıyla “Flappy Bird” gibi her yerde haber olmuyorlar.
Amazon ve Google en büyük dostunuzdur: Eğer İngilizce konusunda sıkıntınız yoksa Amazon’dan ısmarlayabileceğiniz tonlarca programlama ve tasarım kitabı var. Özellikle oyun tasarımı veya bölüm tasarımı üzerine uzmanlaşacaklar için bu kitapları edinmek ve işin teorisini ve pratiğini öğrenmek çok önemli. Bunun dışında tabiki bol bol google’lamanız gerek :)

3

Kime başvurmalı? Nasıl bir CV hazırlamalı?
Evet sonunda nihai kararınızı verdiniz. Oyun sektörüne adım atacaksınız ve sektör kollarını açmış, heyecanla sizi bekliyor ama nereye başvuracaksınız, oyun sektöründe kimler var, başvururken nelere dikkat etmeniz gerekiyor, nasıl bir CV hazırlarsanız daha etkili olur?

Linkedin: Hangi alanda olursanız olun, bir yere başvurmadan önce Linkedin’de kendinize bir profil oluşturun. Bu profilde bildiğiniz yabancı dilleri, tahsil durumunuzu, mezun olmadıysanız ne zaman mezun olacağınızı, ve en önemlisi yeteneklerinizi (skills başlığı altında) abartmadan belirtin. Objective-C ile 30 dakikalık bir tecrübeniz olduysa sırf alan doldurmak için yeteneklerinizin arasına Objective-C eklemeyin. Başka bir hata da C/C++, SQL, Java gibi yeteneklerin yanına “Word-Excel” eklenmesi. İster programcı olun, ister tasarımcı veya grafiker Linkedin profilinize Word-Excel-Windows gibi şeyleri eklemeyin. Bu çok amatör görünür. İş tecrübelerinizi de yıl ve görev belirterek ekleyin. Linkedin profilinizi özenle hazırlarsanız, işveren tarafıyla ilk görüşme fırsatını elde etme olasılığınız artar. Ancak bunu yaparken yukarıda belirttiğim gibi, abartıya kaçmayın.

DOGED Geliştirici Portalı: 2015 Şubat ayında DOGED web sitesi bünyesinde çok güzel ve etkili bir oyun geliştirici kariyer portalı hayata geçirildi. Bu portala üye olmanızı kesinlikle öneriyorum. Linkedin profilinizi kullanarak, DOGED geliştirici portalında kolayca profil oluşturabilirsiniz. Bu portal DOGED üyesi şirketler tarafından yakından takip ediliyor. Buraya kayıt olup profilinizi oluşturarak Türkiye’de oyun geliştirmekte olan stüdyolara başvurabilirsiniz. DOGED kariyer portalında da profil oluştururken veya başvuru yaparken, özenli ve abartısız olmanızda fayda var. Kurucu ortağı olduğum İnfosfer de dahil olmak üzere, bütün oyun geliştiren şirketler, sürekli oyun geliştirici arayışı içindeler. Bu sebeple bu portaldaki ilanları ve gelişmeleri yakından takip edin ve işin size gelmesini beklemeyin siz işi kovalayın. Proaktif ve inatçı olun.

Diğer portallar: Linkedin gibi daha birçok kariyer portalı var. Bunların en önemlilerini belirleyip buralarda da profil oluşturmanızda fayda var.

Behance ve diğerleri: Eğer grafik tasarım ve çizim üzerine çalışıyorsanız Behance üzerinde mutlaka bir profiliniz olsun. Burada tamamlanmış veya geliştirilmekte olan birçok projenin grafiklerini inceleyebilme fırsatınız olur. Kendi ürettiğiniz grafikleri buraya yükleyerek diğer insanlardan ve özellikle profesyonellerden eleştiri almanız mümkün. Behance hesabınıza yaptığınız her işi eklememeye özen gösterin. Kişisel olarak beğendiğiniz, kalite olarak belli seviyenin üzerindeki işlerin burada olması daha iyi olur.

Programcılar: Programcı olarak bir oyun stüdyosuna başvuracaksanız, daha önceden yazdığınız kodlardan örnekleri, ve çalışan projelerin indirilebilir linklerini göndermeniz dikkate alınmanız konusunda çok ciddi yarar sağlar. Bu sebeple, görselleri çöp adamlardan da oluşuyor olsa boş zamanlarınızda oyun yazın. Herşeyinin tam olması gerekmez. Önemli olan sizin programlama konusundaki seviyenizi karşı tarafa gösterebilmesi.

Oyun tasarımcıları: Tasarımcı olarak bir stüdyoya başvuracaksanız, önceden tasarladığınız oyunların dokümanlarından örnekleri, varsa oynanabilir versyon linkini başvurduğunuz stüdyoya mutlaka gönderin. Bu bir kart oyunu bile olabilir. Unutmayın somut şeyler bir sürü laf kalabalığından bin kat iyidir.

Sonuç
Yukarıdaki herşeyi bir kenara bırakıp, kendinize “neden oyun geliştirici olayım” diye soruyor olabilirsiniz. Zaman zaman ben de kendime “Yaptığımız işi bu kadar özel kılan nedir, neden bu işi bu kadar seviyorum” diye soruyorum. Sanırım yaptığımız oyunları hiç tanımadığımız insanların oynuyor olduğunu bilmek, metroda veya otobüste yan koltukta oturanın cep telefonunda veya tabletinde kendi oyununuzu görmek günün sonunda bizim için en büyük ödül olsa gerek. Sonuçta insanları eğlendiriyoruz, yaptığımız oyunlar birilerini mutlu ediyor. İnsanları gündelik hayatın sıkıntılarının içinden çıkarıp başka bir yerlere götürüyoruz. Sanırım bu fazlasıyla yeterli bir sebep.

Bir Cevap Yazın